Egzistansiyel suçluluk
Egzistansiyel suçluluk, bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirememesi veya özgür seçimler yapma sorumluluğundan kaçması sonucu duyduğu varoluşsal bir suçluluk türüdür.
Egzistansiyel suçluluk, varoluşçu psikolojide, bireyin kendi özgürlüğünü ve sorumluluğunu tam olarak yaşamaması, potansiyelini gerçekleştirememesi veya otantik olmayan bir yaşam sürmesi nedeniyle hissettiği derin bir suçluluk duygusudur. Bu kavram, özellikle Rollo May ve Irvin Yalom gibi varoluşçu terapistler tarafından ele alınmıştır. Geleneksel suçluluktan farklı olarak, belirli bir eylem veya ihmalden değil, kişinin varoluşsal kaygılarıyla yüzleşmekten kaçınmasından kaynaklanır.
Belirtileri / Özellikleri
Egzistansiyel suçluluk, genellikle anlamsızlık hissi, yaşamdan tatminsizlik, sürekli bir pişmanlık veya ‘keşke’ düşünceleri, kararsızlık ve erteleme davranışları ile kendini gösterebilir. Birey, hayatının kontrolünü eline almadığı için kendini suçlar, ancak bu suçluluk net bir olaya bağlanamaz. Ayrıca, özgürlük ve sorumluluk karşısında duyulan yoğun kaygı da eşlik edebilir.
Sebepleri / Mekanizması
Varoluşçu felsefeye göre, insan özgürdür ve kendi hayatının anlamını yaratmakla yükümlüdür. Egzistansiyel suçluluk, bu özgürlüğü kullanmamaktan, otantik olmayan seçimler yapmaktan veya toplumsal beklentilere uyup kendi değerlerini göz ardı etmekten doğar. Yalom, bu suçluluğun dört nihai kaygıdan (ölüm, özgürlük, yalıtım, anlamsızlık) biri olan özgürlük kaygısıyla bağlantılı olduğunu belirtir.
Ne Zaman Profesyonel Destek Almalı
Egzistansiyel suçluluk duygusu, kişinin günlük işlevselliğini bozacak düzeyde kronik bir hale gelirse, depresyon veya kaygı bozukluklarına yol açarsa veya birey yaşam amacını bulmakta güçlük çekiyorsa, bir klinik psikoloğa danışılması önerilir. Varoluşçu terapi, bu tür suçlulukla başa çıkmada etkili olabilir.