Ümitsizlik kuramı
Ümitsizlik kuramı, bireyin olumsuz olayları içsel, istikrarlı ve genel nedenlere atfetmesi sonucu umutsuzluk ve depresyon geliştirdiğini öne süren bilişsel bir modeldir.
Ümitsizlik kuramı, depresyonun bilişsel açıklamalarından biri olup, bireyin olumsuz yaşam olaylarını yorumlama biçiminin umutsuzluğa ve dolayısıyla depresyona yol açtığını savunur. Kuram, Aaron Beck’in bilişsel modelinden türemiş olup, özellikle Lyn Abramson ve arkadaşları tarafından geliştirilmiştir. Temel varsayım, olumsuz olayların nedenlerini içsel (kişisel), istikrarlı (değişmeyen) ve genel (birçok alanı etkileyen) olarak algılayan bireylerin umutsuzluk depresyonu adı verilen bir depresyon alt türüne yatkın olduğudur.
Belirtileri / Özellikleri
Bu kurama göre umutsuzluk depresyonu, tipik depresyon belirtilerine ek olarak, özellikle olumsuz beklentiler, çaresizlik duygusu ve motivasyon eksikliği ile karakterizedir. Birey, geleceğin değişmeyeceğine dair kesin bir inanç geliştirir ve bu da pasifliğe, karar vermede güçlüğe ve sosyal geri çekilmeye yol açar. Ayrıca, düşük benlik saygısı ve suçluluk duyguları da yaygındır.
Sebepleri / Mekanizması
Kuram, olumsuz olayların atıf biçimine odaklanır. Birey, başarısızlık veya reddedilme gibi bir olayı ‘ben yetersizim’ (içsel), ‘her zaman böyleyim’ (istikrarlı) ve ‘hayatımın her alanı kötü’ (genel) şeklinde yorumlarsa, umutsuzluk ortaya çıkar. Bu atıf tarzı, öğrenilmiş çaresizlikle de ilişkilidir ve zamanla depresif semptomları besler. Ayrıca, erken dönem olumsuz yaşantılar ve bilişsel şemalar bu süreci tetikleyebilir.
Ne Zaman Profesyonel Destek Almalı
Umutsuzluk duyguları günlük işlevselliği bozacak düzeydeyse, iki haftadan uzun sürüyorsa veya intihar düşünceleri eşlik ediyorsa, mutlaka bir klinik psikolog veya psikiyatriste danışılması önerilir. Profesyonel destek, bilişsel-davranışçı terapi gibi yöntemlerle olumsuz atıf kalıplarını değiştirmeye yardımcı olabilir.